Genel

Doğanın Kadim Yolu: Sevgililer Günü İle Hızır Orucu Arasındaki Benzerlik

Halkların ananevi geleneklerinin hepsi çok önemli sırları içinde saklıyor.

Görüyoruz ki kadim yolun dilini en iyi halklar biliyor. Gizleyerek bugünlere kadar aktardıkları bilgilerle daima hakikatin içinde yaşamışlardır.

Ben de bu yazıda halkların kadim sırlarını, doğanın ve rüyaların yolunu, Hızır’ı, Hızır orucunu ve de sevgililer günü ile ilgili bazı bilgileri vermeye çalışacağım.

Aynı güne denk gelen Sevgililer günü ile Hızır orucunun arasındaki benzerleri açıklamalarıyla birlikte aşağıda bulabilirsiniz.

Okuyan dostlara şifa olsun.

Rüyaların Yolu

Sevgililer gününün kökenine ve Hızır orucuna değinmeden önce rüyaların yoluna değineceğim. Çünkü rüyaların dilini anladığımızda diğer iki konuyu daha iyi çözebileceğiz.

Rüyalarımızla ilgili geçmiş kültürleri incelediğimizde türlü türlü bilgelikler bulunduğunu görüyoruz.

Bugün kuantum biliminin ilgi alanı olan bu alan yeni keşfediliyor. Ancak halklar daima içindeydi.

Spiritüel uyanışa geçen herkes rüyalarında eğitilir. Öte dünya alemi önce rüya halinde yeşerir. Sonrasında vakti geldiğinde gündüzümüze yansır.

Bu yüzden çok boyutlu kuantum alanında yaşayan birçok kişinin rüyası çıkar. Zira evren çok katmanlı ve boyutludur. Bizler de onun bir parçasıyızdır. Bu alana giren herkes bu süreci deneyimleyebilir.

Şamanizmden, paganizme, Mısır’dan Sümerlere kadar hepsinde rüyalar çok önemlidir. Hatta şamanlar bu alemi çok katmanlı rüya olarak görürler. Birçok ezoterik öğretide de bu böyledir.

Yaşadığımız her şey için Tanrı’nın rüyası denmektedir.

Bu yüzden halklar rüyalarımızın öte dünya ile haberleşme ortamı olduğunu daima bilerek yaşamışlardır. Bir dönem modern bilim bunu es geçmiştir ama şimdinin kuantum bilimi bu alanı yeniden keşfetmektedir.

Peki halkların bu bilgeliği nereden gelir? Çünkü halklar her şeyi deneyimler. Bilgilerinin kaynağı günlük yaşam tecrübeleridir. Hepimiz için Yeryüzünde başarılı bir serüven için deneyim şarttır.

Halklar bu yüzden geçmişten günümüze bir takım gizli fenomenleri deneyimleyerek kültürel kodlarımıza aktarmışlardır.

Şimdi gelelim Hızır konusuna…

Hızırın Yeşil Eli

Derler ki dara düşen canlar daima Hızır’ı çağırsın. Hızır’ın girdiği eve bolluk bereket girer.

Hızır da buna istinaden dermiş ki “beni sadece dara düştüğünde çağırma her zaman çağır.”

Anadoluda böyle çeşitli çeşitli hızır hikayeleri vardır. Uyanma vakti gelene Hızır görünür. Kimi zaman insan donunda kimi zaman kuş *donunda görünerek insanların dileklerini, muradını yerine getirir.(*kılığında, suretinde)

Özellikle kapıya gelen dilenciler, muhtaçlar, yardım isteyenler geri çevirilmez. Hızır sayılır mutlaka yardım edilir.

Yine Hızır’ın rüyalarda türlü türlü kılıklarda göründüğüne ve insanlara mesajlar verdiğine inanılır.

Hızır insanlara maddi manevi yardımcı olan ruhsal bir enerji… Tanrı’nın elçisi…

Hizmet ehli olup gayb alemine girmeye hazır olanlara da öte dünyanın kapılarını o açar.

Yeryüzü meleği de diyebiliriz kendisine… Dokunduğu her şeyi yeşertir.

Bu yüzden Hızır orucunun mesajı da elbette bize rüyamızda ulaşır.

Ruhsal enerjilerle iletişim kuracağımız ilk durak rüya alemidir!

Ayrıca not düşmem gereken bir konu daha var. Hızır kültü, Anadolu’da çok önemli bir kültürdür. Paganlarda Green Man olarak karşımıza çıkar. Bazen de pan suretindedir. Özellikle inisiyelerin Doğa ruhlarıyla iletişimi geçmişte çok önemliydi. Sonuçta insan özünde yeryüzünün koruyucu türüdür. Yeryüzünün ruhlarıyla da iletişim halinde olması ve onlardan güç alması elbette normaldir. Bizde de Hızır’ın keçileri kutsaldır. Tarih kitapları da zaten Paganların Anadolu’dan göç ettiğini söylüyor. Bu yüzden Hızır’ı anlamak için Anadolu’nun ilk törenleri olan Dionysos törenlerini anlamak önemlidir. Bir takım bilgilerin daha saf ve orjinal halini orada bulabilirsiniz.

Sevgililer Günü ile Hızır Orucu Arasındaki Benzerlik

Sevgililer gününün kökeni Antik Roma’da 3 gün boyunca kutlanan çok eski bir festivale dayanıyor.

Adı: Lupercalia

Bu festivalde hep birlikte kötü ruhları kovup, sağlık ve bereketi çağırırlarmış.

13, 14, 15 Şubatta kutlanan bu festival aynı zamanda Evlilik ve Doğum Tanrıçası Juno Februa’nın doğuşu olduğu için de bir dizi kutlama yapılırmış.

Yani bu kutlamalara bereket ve üreme bayramı diyebiliriz.

Aynı festival bu topraklarda 3 gün boyunca tutulan Hızır Orucu ile karşımıza çıkıyor.

Hızır orucu eski kaynaklara göre 13, 14,15 Şubat tarihinde tutuluyor. Ancak orucun son gününü perşembe gününe denk getirmek önemli olduğu için bazen tarihlerde bir iki gün oynama yapılabiliyor. Bu yüzden de salı, çarşamba, perşembe gününü esas alınanlarda bulunuyor.

3 gün boyunca tutulan Hızır orucunun son gününde rüyanızda evleneceğiniz kişiyi görürsünüz.

Antik Roma’da 3 gün boyunca kutlanan Lupercalia festivali ile Hızır orucunun arasındaki benzerlik ilginç değil mi?

Her ikisinin tarihi de görüldüğü gibi 13, 14 veya 15 Şubat’a denk geliyor.

Doğanın Evliliği

Bütün bunlar elbette bir tesadüf değil. Halkların bize unutturmadığı bu gerçek Doğa Ana’nın çocuğu olduğumuzu ve bizim de bir zamanlar mevsimsel döngülere göre yaşadığımızı hatırlatıyor.

Avrupa’da sevgililer gününe dönen bu kutlama Anadolu’da rüyamızda evleneceğimiz kişiye dönüşmüştür.

Toprağa düşen ilk cemrenin ardından, baharın gelişinin kutlandığı Şubat günlerinde evliliklerin, nişanların, törenlerin yapılması elbette çok normal.

Doğadaki bitkilerin, hayvanların yeşerip uyanması gibi insanların da tohum vermeye başlayacağının habercisidir bu törenler.

Şubat ayı baharın gelişini müjdeler. Bütün doğa uyanıp yuva kurar da biz uyanıp yuva kurmaz mıyız?

Ağaçlar çiçek açmaya yüz tutar hayvanlar eş bulmaya başlar.

Biz de doğanın bir parçası olarak kendi kültürümüz gereğince bu süreci evlenme ile kutlarız. Çocuk doğurma ile birleştiririz.

Bolluk ve berekete böylece kavuşmuş oluruz.

Ancak bu kutlamalar bugün karşımıza içi boşaltılmış bir sevgililer günü olarak çıkıyor.

Doğanın sömürüldüğü kent kültüründe doğanın uyanışını kutlamak elbette kimsenin aklına gelmez.

Ama gerçekler ortada.

Bugün hala köylerde insanlar Hızır geldiğinde birlik ve bütünlüğü çağrıştıran paylaşımlarını sürdürüyor. Mumlar yakılıyor, kömbeler, lokmalar dağıtılıyor.

Şehirde de geleneklerini yaşatmaya çalışanlar bunu sürdürüyor.

Yani bu sene sevgililer gününün hediye çılgınlığını bir yana bırakalım.

Tekrar eskiden olduğu gibi gerçek anlamını kutlayalım.

Özümüze dönelim.

Doğa Ana’ya sarılalım.

Yeryüzünün bir parçası olduğumuzu hatırlayalım. Bizler yeryüzünün çocuklarıyız.

Toprak ana uyanırken biz de uyanalım. Yeryüzünü kutlayalım.

Kalbin Rengi Yeşildir

Biliyorsunuz genelde sevgililer günü hediyelerinde kırmızı ve pembe kalpli hediyeler alınıyor.

Oysa kalbin bir rengi daha var.

Kalp çakrasının rengi yeşildir.

Yaşam enerjiniz yükseldikçe evrenden ve doğadan tertemiz enerjiler çekebilirsiniz. Ve Doğa’nın manyetik alanına uyumlanırsınız.

Böylece kalp çakranız da sevginin frekansı olan 500 hertz veya üstünde titreşmeye başlar.

Ne kadar insan yaşam enerjisini yükseltip güçlendirirse Doğa Ana’nın frekansı da o kadar güçlenir. İnsanlık olarak görevimiz negatif enerjiyi saf dışı edip pozitif enerjiyi yeryüzüne demirlemektir.

Evrensel bilince geçmek ve eskinin insanları gibi kadim bilgilerin içinde yaşamak istiyorsanız Doğa Ana’nın yolunu ve beden bilgeliğinizi keşfetmelisiniz.

Uyanışa geçenlerin dediği gibi… Kalbinizi takip edin. O yolu biliyor.

Kalbinizin Hızır’ın yeşil eli ile buluşması dileğiyle…

Aşk ile… Işık ile…

Burcu Yeryüzü

Paylaşalım, elden ele yayalım…