Genel

Bir Hitit Efsanesi: Hayatın Anlamı Soğanda Mı Saklı?

“Efsaneye göre tarım ve bereket tanrısı Telepinu bir sabah kalktığında orağını bulamaz, çok öfkelenir ve âdeti olduğu üzere çekip gider. Daha önceki kayboluşlarındaki gibi toprağın bereketi kaçar, ekinler kavrulmaya başlar. Ne hayvanlar ne insanlar gebe kalabilmektedir. Tüm canlıların yanında tanrılar da aç kalır. Telepinu’nu babası baş tanrı Teşup bütün diğer tanrıları yardıma çağırır. Ancak bu kez hiç birinin çabası yeterli olmaz. Telepinu orağı olmadan geri dönmemeye kararlıdır.

“… Ne Hannana’nın (büyükanne tanrıça) arısı,

Ne Teşup’un yıldırımları döndürebildi.

Şauşga (bereket ve aşk tanrıçası) kanatlı arslanına binip gitti, döndüremedi.

Öfkesi bitmedi…

Ağladı Hepat (telepinu’nun karısı), git dedi ona..”

Şittili, Hititli bir metal ustasıdır açlıktan ölmekte olan ailesi ve hayvanları için bir çare aramaktadır. Göklere yalvarıp gözyaşı dökerken Telepinu’nun annesi Güneş tanrıçası Arinniti ona oğlunun orağını kaybettiği için öfkelenip gittiğini anlatır. Şittili bütün köyü dolaşıp altın toplamaya çalışır. Köylüler vermek istemezler.  Öldükten sora altının bir işlerine yaramayacağını, altını verirlerse öfkeli tanrıyı geri getirebileceğini söyler. Topladığı altınlarla yaptığı orağı Arinniti’ye verir.

“…Hilal gibi parlayan orağı görünce güldü yüzü, Telepinu döndü geriye, bereketiyle”

Anne tanrıça Arinniti mutlulukla Şittili’den bir dilek dilemesini ister.

“… Bu hayat nedir? Diye sordu Şittili (tanrıçaya)

Var mı bir amacı, niye yaşıyoruz? Söylesen yeter.”

Arinniti bunu üzerine heybesinden dev bir soğan çıkartıp cevabın içinde olduğunu söyleyerek Şittili’ye verir. Şittili heyecan içinde soğanı inceler. Soymaya başlar. Ancak soyduğu her katın ardından yine aynısı çıkmaktadır. Soğanı üç gün soyduktan içinde hiçbir şey olmadığını, elinde bir şey kalmadığını görür. Hayal kırıklığına uğramıştır ağlamaya başlar. Ve tanrının hediyesini lanetler.

“Kim soyarsa bunu bundan sonra benim gibi ağlasın” diye

Arinniti yeniden belirip niye ağladığını sorunca. Onu sözünde durmamakla suçlar.

Tanrıça cevap verir:

“Sana hayatın anlamını verdim istediğince… Soyup kurcalaman için değil yemen içindi soğan… Tadına öyle varacak kıymetini anlayacaktın. Didikleyeceğine yaşarsan tatlanacak ömrün gibi.”

Bu güzel hikayeyi paylaşan dosta selamlar: http://www.artfulliving.com.tr/edebiyat/bir-hitit-efsanesi-hayatin-anlami-soganda-mi-sakli-i-7678

Efsanedeki soğan kim?

Halklar hakikat bilgisini sırlayarak aktarırlar. Hakikati sırlamadan anlatanların da başına gelmeyen kalmaz.

Dümdüz söyleseler de emin olun kimse heeç bir şeycikler anlamaz.

Anlasa ne çıkar?

Kaç kişi yolu anka gibi sürer?

Yolda yorulan, düşen, sıkılan kuşların hikayesini eşitmişsinizdir.

Hikayeler, efsaneler mitolojik kahramanlar, metaforlar ise hakikati geleceğe aktaran sözlü kaynaklarımızdır.

Bu yüzden hikayedeki soğanın kendimiz olduğunu ancak yolu sürenler anlar.

Gelme gelme gelme dönme dönme dönme. Gelenin malı dönenin canı demişler.

Kim soyarsa kat kat göyneği ağlar yüreği ağlar.

Birden bire soğan olunmuyor değil mi?

Kökü toprakta, dalı göğe doğru…

Işık ile…

Burcu Yeryüzü