Venüslü Hathorlar

Venüsü araştıranlar için “Yaşam Çiçeğinin Unutulmuş Sırrı 2” kitabından bir bölüm paylaşmak istedim.

Venüsün Yıldıznamedeki adıyla Zöhre ve Zühre Yıldızı bakalım bizleri nerelere götürecek.

Güneş, Ay ve Yıldız Tohumları

Kadim kültürlerde karşımıza çıkan güneş, ay ve yıldız sembolleri aslında bizlerin kozmik canlılar olduğumuzu çok net ortaya koyuyor.

Cadıların alnındaki yıldız, Ali’nin alnındaki zöhre yıldızı…. Budha’nın alnındaki nokta… Shiva’nın alnındaki göz gibi…

Alna kondurulan yıldız, ay veya güneş çok önemli mesajlar içermektedir.

Sümer Tanrı ve Tanrıçalarından Türk Hakanlarına kadar hepsinin başında güneş ve ay başlıkları vardır. Bu en temel aydılanma sembolleridir.

Budizmin bin yapraklı lotusu, bizdeki Binali veya bin tane nar sembolleri de yine benzer aydınlanma sembollerindendir.

Ne diyelim halklar unutturmaz. Onlar bizlere hakikati sırlayarak da olsa aktarmışlardır.

Bu kitapta da birçok bilgiyle birlikte Venüsle ilgili çok güzel kadim bilgiler sunuluyor.

Şimdiden keyifli okumalar…

Hathorlar

“Hathorlar, Horus’un Sol Gözü Sır Okulunun temel ve öncelikli eğitmenleriydi. Dünyalı olmamalarına rağmen, eski günlerde, bilincimizin açılmasında yardımcı olmak için hep bizimle beraberlerdi. Bizleri içten severlerdi, hâlâ da severler. Bilincimiz giderek daha fazla üç boyutlu hale geldikçe, onları görmemeye ve öğretilerine karşılık verememeye başladık. Ancak şimdi, geliştikçe onları tekrar görmeye ve iletişim kurmaya başlı­yoruz. Hathor ırkının, Venüs’ten gelen dört boyutlu varlıkların ırkının bir resmini gösteriyor. Venüs’ün üç boyutlu dünyasında onları göremezsiniz, ancak eğer Venüs’e dört boyutlu bir ayarla, özellikle daha yüksek sürtonlar ile uyumlanırsanız, orada muazzam bir medeniyetin olduğu­nu görürsünüz. Onlar, bu güneş sistemindeki en zeki bilinç seviyesidirler ve Güneş sistemimizin altında var olan tüm yaşamın merkez ofisi ya da merkez üssü olarak görev yaparlar. Güneş sistemimize dışarıdan girecek olursanız, devam etmeden önce, Venüs’ten izin almanız gerekir.Hathorlar muazzam sevgi varlıklarıdır. Onların sevgileri, Mesih bilin­ci seviyesindedir. İletişim için ses kullanır ve kendi çevrelerinde kahramanlıklar yaparlar. Şaşırtıcı kulakları vardır. İçlerinde hemen hemen hiç karanlık yoktur: ışıktırlar – saf ve sevgi dolu varlıklardır.Hathorlar yunuslara çok benzerler. Yunuslar hemen hemen her şeyi yapmak için ses dalgalarını, Hathorlar da hemen her şeyi yapmak için kendi seslerini kullanırlar. Bizler evlerimizi aydınlatmak ve ısıtmak için makineler yarattık, Hathorlar sadece seslerini kullanırlar.”

Kültürümüzün içinden Venüs HikayeleriHz. Ali’nin alnında Zöhre (Zühre-Venüs) Yıldızı olduğuna inanılır. Bu yıldız Hz. Ali’nin tanınmasında nişan olarak gösterilir.

Şah İsmail Hatayi bir deyişinde şöyle yazıyor:

“Kudretten mim duası kaşında, Zühre yıldızı var erin döşünde”

Pir Sultan Abdal bir nefesinde şöyle yazıyor:

“Melekler Ali’den nişan istedi, Zühre yıldızını alnında gördü”

“Cebrail oğlandan nişan istedi, Zöhre yıldızını alna getirdi, Kırk yılda bir doğan yıldızı, Ali’nin alnında gören kim idi”

Kul Himmet’in bir deyişinden;

“Ali’nin alnında zöhre yıldızı, Meyli muhabbetli Selman’a düştüm, İsrafil gelince surlar çalunur, Bir zöhre yıldızı doğar dolunur, Ali’nin alnında hazır bulunur, Beytullah üstünele nura gelmişim”

Tekamülümüze katkı sunan Venüslüler veya Sirius, Pleiadesliler sayesinde erenlerin “Enel Hak” mertebesine ulaştığı deyişlerde de görülüyor. Alın çakrası açılıp, alnı aydınlanan kişinin içinde Hak nefesi canlanır.

Zöhre yıldızının doğuşu da efsanevi bir şekildedir. Bu efsane şöyledir:

“Melekler, nankör ve isyankar oldukları, kötülük yaptıkları için insanları Tanrı’ya şikayet ederler Tanrı’da onlara,”sizde de nefis olsa sizde böyle yaparsınız” der. Melekler itiraz edince içlerinden ikisini seçer, nefis vererek dünya ya gönderir.

Dünya’ya inen melekler güzel bir büyücü kadının evine yerleşirler. Zaman zaman İsm-i Azam duasını okuyarak göğe uçarlar. Kadın bunları zamanla kandırır içki içirir ve zina yapar. İsm-i Azam duasını öğrenerek göğe uçar ve Zöhre Yıldızı olur. Melekler de Babil Kuyularına baş aşağı asılarak ömür boyu ceza alırlar. Bu yıldızın Ali’nin alnında olduğuna inanılır.”

Bu hikaye hiç şüphesiz ki ezoterik sırlar içeriyor. Yolu sürenlere göründüğü de ortada…

Zahirde ve Batında: Ali Kimdir?

Alevî inancının batıni tarafında Hz. Ali “ay” olarak kabul edilir.

Ay; Hz. Ali’nin ve Hakkın Nuru’nun sembolüdür.

Ay güneyde görüldüğünde üç defa şu sözler tekrarlanır:

“Ayı gördüm

Ali’yi gördüm

Hünkar Hacı Bektaş Veli’yi gördüm.”

“Ay Ali’dir Gün Muhammed

Okunur 90 bin ayet”

Kozmosta parlayan ışık öteden beri ışığın, dişil enerjinin temsilcisi olmuştur. Güneş ise ondan doğan meyvenin besleyici baba enerjinin sembolüdür. Ay anne, güneş babadır.

Bu kadim bilgeliği en iyi “yin ve yang” sembolünde görüyoruz.

Miraca Yükselme

Bizlere çok önemli sırlar veren Mir’aç olayının gelişimi şöyledir:

“Cebrail, Hz. Muhammed’e Hakk’ın devletini bildirir. Ona rehberlik eder. Semada önlerine bir arslan çıkar. Bir ses gelir ki “Arslan senden nişan ister, yüzüğünü ver!…” Hz. Muhammed yüzüğünü (yazmalarda Hatem diye geçer kaşı olan yüzüktür) arslanın ağzına verir, yola devam ederler. İçinde “Amcamoğlu Ali burda olsaydı bu arslanın hakkından gelirdi” diye düşünür. Nihayet Mir’aç olur. Hz. Muhammed’e hakk tecelli eder, Hak’ın (yüzünü) görür, sessiz ve sözsüz olarak doksan bin kelime (doksan bir sır) söyleşir.

Bu sırrı Hz. Ali’ye söyler. Hz. Ali bu yükü kaldıramaz ve ıssız bir yerde boş bir kuyuya sırrı haykırır. Bu arada burda çobanlık yapan biri duyar ve sır yayılır.

Hz. Ali daha sonra kırkların ceminde yüzüğü Hz. Muhammed’e aslanın yuttuğu yüzüğü verir. Hz Muhammed, aslanın Hz. Ali olduğunu anlar. Rivayete göre Hz. Muhammed, Tanrı ile görüşürken perdenin arkasında yeşil bir el gidip gelmektedir ve pirinç yemektedirler. Hz. Ali Hz Muhammed’e yüzüğü verince yüzüğün kaşında bir pirinç tanesi bulur. Bu da Ali’nin tanrı olduğunu göstermektedir.

Buna benzer başka bir rivayete göre de Hz. Muhammed, Mir’ac dan dönünce olayı sahabelere anlatır. Sahabeler Tanrı’nın sesinin kime benzediğini sorarlar. O’da Ali’nin der. Melikof bunu şöyle ifade eder. “Daha sonra Ali, yüzüğü Ali kendisine geri verdiğinde, arslanın Ali olduğunu anlayacaktır. Sonra peygamber, Tanrının tahtına varır. Perde arkasından bir ses işitir, bu ona Ali’nin sesini çağrıştırır. Perdeyi aralar ve Taht da aliyi görür.

Ona: “Ey Ali, anadan doğduğunu görmeseydim sana tanrı diyecektim. Sana ulaştım ama sırrına ulaşamadım.”

İster ezoterizmde olsun ister şamanizmde ister diğer dinlerde olsun hepsinde Tanrı bilinmez sırdır.

Şamanlar ona Yüce Gizem der.

Tasavvufçular ona “O” der

Tibette ona Tao derler…

Anlayacağımız;

Sır içinde sır var. Bilinmez esrardır sırrı muamma…

Aşk ile… Işık ile…

İlgilenenler Aslan Kapısı yazıma da bakabilir:

https://yeryuzusifasi.wordpress.com/2018/07/08/aslan-kapisi/