Genel

Şamanizm ve Paganizm Arasındaki İlişki Nedir?

Şamanizm ve Paganizm arasındaki ilişki çok yakındır.

Kadim yolu sürenlerin yolu mutlaka bu iki kültürle karşılaşır.

Kimisi kendisini paganizme kimisi de şamanizme yatkın hisseder. Kimisi de başka bir yolda kendisini bulur. Zen, budizm, hinduizm, jainizm, tasavvuf, bektaşilik, melamilik ya da tao gibi…

Zaten doğanın yanındaki bütün kültürlerin yolu bir şekilde aynı kapıya çıkar. Ancak zaman, tarih ve kültürel kodlar farklıdır sadece…

Bu yazıda Barbara Tedlock’un “Şamanın Bedenindeki Kadın” isimli kitabından bir bölüm paylaşacağım.

Öze dönüş yolculuğunda kendi kökenini hatırlayan yeryüzünün bütün çocuklarına selamlarımı iletiyorum.

Keyifli okumalar…

“Kuzey Amerika’da kelt mirasına sahip pek çok kişi kili­selerini terk ederek Hıristiyanlık öncesi şamanik geleneklere geri dönmüştür. Bastırılmış mareviyatlarını geri kazan­mak için İrlanda’ya giderek ağaçlara, toprağa ve hayvanla­ra tapınılan şamanik organizasyonlara katılırlar. Oruç tutarak, dans ederek, ağaç kovuklarında ve kaya türbelerde dua ederek kendilerine ve başkalarına şifa verebilmek için bir zamanlar sahip olunan bilginin en azından bir kısmını geri kazanmayı umarlar.

Bazıları İskoçya ve Galler’e yolculuk yapar, atalarının kaya mezarlarında düş kuluçkası haçları düzenler.

Ataları Keltler olanlar için şamanizmi geri kazanmak zor bir süreçtir çünkü uzun süre önce Hıristiyan misyonerler şamanizmi neredeyse yok etmiştir.

Pek çok yerel Şama­nizm formları ortaçağın başlarında şiddetle bastırılmış olsa da bugün Britanya’da Keltlerin Öte Dünya’sı antik Periler Dün­yası da dahil insanın tilkilerle ve öbür manevi rehberlerle konuşabildiği bir yerdir. Bu tür karşılaşmalara ve Hıristiyanlık öncesi dini kimliklerini tanımaya niyetli insanlar folklor ve tarihlerindeki şamanik geleneklerle birlikte Bronz çağ şamanizminden kalanları incelemeye başlamışlardır. Çağdaş doğaya temelli şamanik dinler ve şifa gelenekleri arasında Wicca, Tanrıç Maneviyatı, Druidry ve Heathenry sayılabilir. (Heathenry anlamı ‘ısının insanları’dır) Âsatrû (tanrılara sadakat) ya da ‘Nordik Şamanizm’ olarak da adlandırılır. Bu kökeni Kuzeybatı Avrupa’da Germen, İskandinavya, Anglo­ sakson, ve İslandalı yerleşimcilere dayanan bir dizi şanamik gelenektir. Medyumluk hava çalışmaları, biçim de­ğiştirme ve kehânet gibi şamanik uygulamalar içerir.)

Wicca ya da modern büyücülük Paleotik çağdan ortaçağa kadar Avrupa şamanizminin yeniden yapılandırılmasını içerir. Tanrılık vasfının kendisini tanrı ve tanrıça arasındaki kutupsallıkla gösterdiğine hürmet edilen bir başlangıç dini­dir. İnananlar dinlerine ‘Şamanik Wicca’, ‘Şamanik Zanaat’ ya da ‘Wicca Şamanizmi’ adını verirler. 1980’lerde Yeni Ze­landa’da Kelt mirasına sahip çıkan feministler ‘Wiccan’dan çok ‘Cadı’ nitelemesini sembolik bir tavır olarak benimsemişler­dir.

Bu kadınlar için cadı ‘bilge kadın’ sözcüğünün eşiydi. Bir cadı olmak odaklı, kadın merkezli maddi gerçekliğin enerji döngüleriyle algılandığı bir maneviyatı kabul etmek demektir. Kendi enerjilerini yoğunlaştırıp yönlendirerek çevrelerinde evrenin enerjisini etkileyebileceklerine inanır­lar. Ritüellerinde mevsim yıllık dönüşlerini ve kadının yaşamındaki adet, menapoz, doğum günleri, çocuk doğum­ları, emeklilik ve ölüm döngüleri kutlarlar.

Tanrıça maneviyatı Wicca’nın bu feminist dalına yakın­dan bağlıdır. Bir milyondan fazla üyesi olan bu sosyal hareket Toprak Ana’nın maneviyatının yeniden ortaya çıkışıyla, kadınların ona ve gezegene yakınlığına adanmıştır. Formatik aşamalarda hareket Marija Gimbutas ve onun Türkiye’deki ünlü kazı alanı Çatalhöyük’teki tanrıça yönelimli yorumlarına temellenir.

Bu hareketi izleyen Starhawk ve diğerleri Gimbutas’ın araştırmalarından ortaya çıkan

eleştiri ye yorumları değerlendirerek baba-erkil düzen öncesi ana merkezli toplumlarla, çağdaş feminist ajandalar arasındaki bağı nasıl algıladıklarını açıklarlar.

Doğanın ve insan bedeninin Musevi-Hıristiyan ideolojinin talihsiz meşruiyetiyle domine edildiği tuhaf nosyona işaret ederek, tan­rıça ibadetinin aslında dinlerin en eskisi olduğunu, Paleotik Çağ’a kadar kökenlerinin uzandığını, Şamanizm ve öbür ilk­sel dinlerle yakından bağlantılı olduğunu iddia ederler. Tanrıça hareketinin liderlerinden biri olan Carol Christ, Hı­ristiyanlıkta olduğu gibi neredeysehepsi eril ilahi vasıflar çevresinde düzenlenmiş dini simge sistemlerinin, dişil ma­neviyatın hiçbir zaman meşruiyet kazanamayacağı duygusu yarattığını idda eder.”